KİŞİLİK HAKLARI

KİŞİLİK HAKLARI

Bir kişinin doğuştan sahip olduğu, devredilemeyen, haczedilemeyen, miras yolu ile intikal etmeyen, para ile ölçülmesi mümkün olmayan haklar kişilik hakları olarak nitelendirilir.

Namusun kaç kilo”, “bana ızdırabını sat”, “şerefin kaç metre”, “haysiyetim babamdan miras kaldı”, “onurun kaç lira?” gibi ifadeler saçmadır. Zira bu kavramlar bu tür kalıplara uygun değildir.

Kişi hürriyetinin ve temel hukukî değerlerin ihlâllere karşı korunması hususundaki talepler kişilik olarak nitelendirilir.

Kimse, hak ve fiil ehliyetlerinden kısmen de olsa vazgeçemez.

Kimse özgürlüklerinden vazgeçemez veya onları hukuka ya da ahlâka aykırı olarak sınırlayamaz (MK m. 23/I-II).

Hukuk bir anlamda kişiyi kendinden dahi korumaktadır. Bu açıdan bakıldığında intihara teşebbüs eden kişiler de cezayı hak etmektedirler.

Örneğin, ben size “gelin beni öldürün!” desem ve siz de beni öldürseniz yargılamanız esnasında “kendisi istedi, hatta bana para dahi verdi” demek suretiyle sorumluluktan kurtulamazsınız. Zira benim bu konuda (yaşam hakkım) herhangi bir tasarrufum yoktur.

KİŞİLİK HAKLARININ ÖZELLİKLERİ

  1. Kişilik hakları manevî varlıklara ilişkindir, doğrudan doğruya ekonomik değerleri yoktur. Bir mameleke dâhil olamazlar ve bu özellikleri ile malvarlığı (mamelek) haklarından ayrılırlar.
  2. Kişilik hakkı insana insan olması sebebiyle tanınan haklardır. Bu hak onun varlığında mevcuttur. İnsanın bu haklara sahip olabilmesi için herhangi bir şey yapmasına gerek
  3. Kişilik hakkı miras yolu ile intikal etmez. Başka bir ifade ile, kişinin ölümünde o kişi ile birlikte mezara
  4. Kişilik hakları devredilemez, haczolunamaz ve iflâs masasına
  5. Kişilik hakları mutlak haklardandır. Yani herkese karşı ileri sürülebilir, bu haklara herkes tarafından riayet edilmesi

KİŞİSEL VARLIKLARIN BAŞLICALARI

HAYAT, SAĞLIK VE VÜCUT TAMLIĞI

Bir kişinin, ölümüne neden olmak hayata ilişkin kişilik hakkı, hastalanmasına sebebiyet vermek sağlığa dair kişilik hakkı, bir organının fonksiyonsuz hâle gelmesine veya vücuttan tamamen ayrılmasına yol açacak faaliyet ise vücut tamlığı ile ilgili kişilik hakkı ihlâlidir.

KİŞİNİN ŞEREF VE HAYSİYETİ

Belli bir toplumda ve belli bir zamanda kişide bulunması gerektiği düşünülen özelliklerin bulunup bulunmadığı konusundaki değer yargısı olarak nitelendirilen şeref ve haysiyet kişilik haklarının önemli bir bölümünü teşkil etmektedir.

Örneğin, namus cinayetleri işlemek. Doğudaki illerimizde namus cinayetleri işleyen kişiler  şerefli payesi ile onurlandırılırken batıya doğru yaklaşıldıkça bu cinayetleri işleyen kişilere  belki, “şerefsiz” denmez ama bu kişiler için şerefli ifadesi de kullanılmaz.

KİŞİNİN HAYAT ALANI

Giz Alanı

Giz alanı sadece birkaç kişinin bildiği bir alandır ve bu alan mahremdir. Kişi istemedikçe bu alana herhangi bir müdahale olamaz ve bu alanda yer alan bilgiler üçüncü kişilere yayılamaz.

Özel Alan

Özel alan, giz alanından biraz daha geniş çerçeveli bir alandır. Bir kişinin nişan veya düğün merasimi ya da doğum günü eğlencesi özel alan olarak nitelendirilir. Burada insanlar kamuya mal olmuş (meşhur sanatçılar ve üst düzey bürokratlar) insanlar ve alelade insanlar olmak  üzere iki gruba ayrılır. Kamuya mal olmuş insanların özel alanı kamuya açık bir nitelik taşırken, alelade insanların özel alanı ise mahremdir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yerleşik içtihadı bu sonuca yol açmıştır.

Örneğin, benim doğum günü eğlenceme benim istemediğim kişiler ve  basın  mensupları  ben izin vermedikçe giremez. Zaten girmek de istemez ancak istese de giremez. Ancak aynı durum Tarkan için geçerli değildir. Zira o meşhur bir sanatçımız olduğu için basın O’nun doğum günü eğlencesinden görüntü alabilir.

Kamuya Açık Alan

Herkesin rahatça dahil olabileceği bu alana, kamuya açık yollarda yürümek örnek olarak gösterilebilir. Bu alanda herhangi bir mahremiyet söz konusu değildir.

RESİM ÜZERİNDEKİ HAK

Bir kişinin resminin o kişinin izni olmadan çoğaltılamayacağı, yayınlatılamayacağı ve dağıtılamayacağı anlamına gelir.

KİŞİNİN MESLEK, SANAT VE TİCARET HAYATINDAKİ ŞAHSİYETİ

Herkes, kişilerin meslekî, ticarî ve sanata ilişkin alanlarındaki kişilik haklarına uymak zorundadır.

Örneğin, x isimli ürün y isimli üründen daha iyi temizlik yapar” şeklinde bir reklam kampanyasını Türkiye’de görmeniz mümkün değildir.

KİŞİLİK HAKLARININ İHLÂLİNDE HUKUKA UYGUNLUK NEDENLERİ

ZARAR GÖRENİN RIZASI

Zarar görenin zarara rıza göstermesi  fiilin hukuka aykırılığını ortadan  kaldırır. Ancak burada  şu hususa dikkat edilmesi gerekmektedir; bu rızanın belli bir sınırı vardır. Zira hukuk, biraz önce ifade ettiğimiz gibi, kişiyi kendisinden dahi korumaktadır. Örneğin, bir kişi reklam amacıyla iki kişi ile anlaşır ve kendisini dövmelerini isterse, fiili gerçekleştiren kişiler zarar görenin böyle bir talebi olduğu ve bunun üzerine kendilerinin bu fiili gerçekleştirdiklerini ileri sürerek sorumluluktan kurtulamazlar.

ÜSTÜN NİTELİKTE BİR ÖZEL MENFAATİN VARLIĞI

Daha üstün bir nitelik taşıyan özel menfaatler kişilik haklarına müdahaleyi hukuka uygun hâle getirir.

Örneğin, iki arkadaş bir trafik kazası sonucu hastaneye getirildiğinde, birinin durumu iyi ancak şuuru kapalı diğerinin ağır yaralı olması hâlinde ve arkadaşların kanlarının birbirlerine uyumlu olması hâlinde ve başka bir imkân da yok ise şuuru kapalı olan kişinin kanı alınarak diğerine verilebilir. Sevgili arkadaşlarım, kan alma normal şartlarda, vericinin rızası ile yapılabilecek bir işlemdir ancak bu olayda vericinin bilinci yerinde değildir ve sonuçta kan yenilenebilir bir doku olma özelliğini taşır. Bu durumda hayat hakkı karşısında kan alımı yapılabilir.

ÜSTÜN NİTELİKTE BİR KAMU MENFAATİNİN VARLIĞI

Kamunun menfaatinin gerektirmesi bu anlamda da üstün bir nitelik taşıması hâlinde kişilik haklarına müdahale edilebilir.

Örneğin, yayılma hızı yüksek olan bir virüs durumunda bu virüsün görüldüğü yerler karantina altına alınır ve burada yaşayan insanların bu bölgeden çıkışı engellenir. Anayasal bir hak olan serbestçe dolaşma ve seyahat hakkı, bu suretle tüm toplumun üstün menfaati gereği geçici bir süre sınırlandırılmış olmaktadır.

KANUNUN VERDİĞİ YETKİYE DAYANILMASI

Kanundan doğan bir yetkiye dayanılarak kişilik haklarına yapılan müdahaleler hukuka uygun nitelik taşırlar.

Örneğin, bir icra memurunun haciz amacıyla borçlunun evine girmesi özel alan ihlâli niteliği taşımaz. Keza aynı mantıkla, bir cellât adam öldürdüğü gerekçesi ile yargılanamaz.

ORGAN VE DOKU NAKLİ

Yazılı rıza üzerine insan kökenli biyolojik maddelerin alınması, aşılanması ve nakli  mümkündür. Ancak, biyolojik madde verme borcu altına girmiş olandan edimini yerine getirmesi istenemez; maddî ve manevî tazminat isteminde bulunulamaz (MK m. 23). Bu husus eksik borç olarak nitelendirilir.

Örneğin, sizin böbreğe ihtiyacınız var ve ben size böbreğimi vermeyi taahhüt ediyorum. Organ nakli işlemi diyelim ki İsviçre’de gerçekleşecek. Birlikte İsviçre’ye gidiyoruz. Bir hafta boyunca masraflar sizden olmak üzere; yiyoruz, içiyoruz ve geziyoruz. Bir haftanın sonunda cerrahi operasyonun yapılacağı günün sabahında “benim tansiyonum düştü, ben dönüyorum” diyerek Türkiye’ye dönsem, yaptığınız masraflar nedeniyle bana karşı tazminat davası açabilir misiniz? Tamam, kararlaştırılan cezaî şartın talebi mümkün değil ancak yaptığınız bu masrafları en azından talep edebilir misiniz? EDEMEZSİNİZ. Gözleriniz fal taşı gibi açıldı. Ancak, her ne kadar bu sonuç sizi rahatsız etse de doğru bir sonuç. Zira hüküm açık, muhtemel vericiyi baskı altına alabilecek her türlü talebin yapılamayacağı açıkça ifade edilmiş.

CİNSİYET DEĞİŞİKLİĞİ

Cinsiyet değiştirmeye karar veren bir kişinin, bu değişikliğin ruh sağlığı açısından zorunluluğuna dair ve üreme yeteneğinden sürekli yoksun bulunduğunu belirten bir sağlık raporu ile birlikte hâkime müracaat etmesi ve hâkimden alacağı karar üzerine cinsiyet değişikliğine dair cerrahi operasyonu yaptırması gerekmektedir. Ayrıca cinsiyet  değişikliği  talep eden kişinin evli olmaması ve 18 yaşını doldurmuş olması gerekir.

KİŞİLİK HAKLARINI KORUYAN DAVALAR

SAVUNMA DAVALARI

Savunma davaları saldırı fiilleri ile ilgili olarak açılan davalardır. Hedef, doğrudan doğruya saldırıdır. Kişiliği koruyan davalardan savunma davalarının ortak özelliği; bu davaların açılabilmesi için davalının kusurlu olmasına gerek olmamasıdır (MK m. 25/II).

Önleme Davası

Hâlen meydana gelmemiş olmakla beraber bir takım emarelerle ileride meydana gelmesi mümkün görülen bir saldırının gerçekleşmesini önlemeyi sağlayan davadır (MK m. 25/I). Tehlikenin kaynakta kurutulması amacını taşır.

Örneğin, gazete pazartesi günü bir duyuru yapmış “X ile ilgili bomba haber! Cumartesi gününü bekleyin!”. X’e, söz konusu gazetenin hakaret edeceği aşikâr. X, Salı veya Çarşamba günü bir  dava açmış ve adı ilgili gazetenin Cumartesi günü baskısında hiçbir şekilde geçmemiş. Bu davanın adı önleme davasıdır.

Saldırıya Son Verme Davası (Tecavüzün Men’i Davası)

Başlamış ve devam etmekte olan bir saldırıya son verilmesi için açılan davadır.

Örneğin, gazete X isimli bir vatandaş hakkında bir yazı dizisi başlatmış ve her gün “X, şöyle şerefsizdir, böyle haysiyetsizdir, şu kadar onursuzdur” şeklinde yazılar yayınlıyor. Bu durumda X’in hakkında çıkan bu yazıları durdurmak için açacağı davanın adı saldırıya son verme davasıdır.

Tespit Davası

Sona ermiş olsa bile etkileri devam eden saldırının hukuka aykırılığının tespitine yönelik bir davadır. Tecavüz bittikten sonra açılır (MK m. 25/I).

Davacı yukarıdaki davalarla birlikte düzeltmenin veya kararın üçüncü kişilere bildirilmesi veya yayınlanması davası da açabilir. Bunlar bağımsız dava değildir, genellikle tespit davası ile bir arada bulunur.

Örneğin, biraz önce bahsettiğimiz gazete, X’e yönelik ağır hakaretler içeren bir haber yayınladı ve bunun üzerine X tarafından gazete aleyhine açılan tazminat davası X lehine sonuçlandı ve tazminat almaya hak kazandı. Tamam, güzel de arkadaşlar bu saldırının yer aldığı gazeteyi okuyan insanlar açılan davanın sonucunu nereden bilecekler. Hâlen daha insanlar X’in bu kötü özellikleri bünyesinde barındırdığını zannediyor. İşte bu olumsuz sonucun düzeltilmesi

açısından haberin asılsız veya yalan olduğunun aynı gazete tarafından tekrar yayınlanması gerekir.

TAZMİNAT DAVALARI

Tazminat davalarının açılabilmesi için haksız fiil şartları (Hukuka aykırı fiil, zarar, uygun illiyet bağı, kusur) aranır. Bu şartların oluşmaması hâlinde tazminat davaları açılamaz veya açılsa bile başarı ile sonuçlanamaz. Tazminat davaları maddî ve manevî olmak üzere ikiye ayrılır.

Maddî Tazminat Davası

Maddî tazminat davası, kişilik haklarına karşı haksız bir saldırıda bulunulan kimsenin para ile ölçülebilen değerlerinde meydana gelen eksilmenin giderilmesini hedefleyen; daha açık anlatımla, bu saldırıdan dolayı uğramış olduğu maddî zararı karşılayan davadır.

Manevî Tazminat Davası

Kişilik haklarına haksız bir saldırıda bulunulan kimse, maddî zararın yanında veya maddî zarardan tamamen bağımsız olarak manevî zarara uğramış olabilir. Elem, ızdırap, üzüntü,  keder gibi kişinin ruhsal (psişik) âleminde meydana gelen değer eksilmeleri manevî  zarar  olarak nitelendirilir ve bu zararın giderilmesi için açılan davaya manevî tazminat davası denir. Manevî tazminat talebi karşı tarafça kabul edilmiş olmadıkça devredilemez, miras bırakan tarafından ileri sürülmüş olmadıkça mirasçılara geçmez.

VEKALETSİZ İŞ GÖRME DAVASI

Kişilik hakları haksız saldırıya uğrayan kişiye, saldırganın haksız olarak  elde  ettiği  kazancı talep edebilmesi imkânı tanıyan davaya vekâletsiz iş görme davası denir.

Örneğin, X ile ilgili haber yapacağını duyuran gazete bu haberin yayınlandığı gün normalde 10.000 olan baskı sayısını 100.000’e çıkardı. Bu olayda 90.000 adet fazla baskı yapılmasının tek nedeni o gün X ile ilgili haberin gazetede yer almasıdır. X, gazete aleyhine açacağı tazminat davasında sadece zararını alabilir. Tazminat davalarının genel özelliği, zenginleşme aracı olamamaları ve bu bağlamda kişinin zararını aşan kısmı alamamasıdır. Baskı sayısının 90.000 adet artması nedeniyle gazetenin 100.000 YTL kâr elde ettiğini düşünelim. X, tazminat davası açtığında, zararı 30.000 YTL ise sadece bu rakamı alır. Peki bu durumda ne olur? Ne olduğu belli değil mi sevgili arkadaşlarım gazete, bu konuda herhangi bir rızası olmamasına rağmen üçüncü bir kişinin sırtından 100.000 – 30.000 = 70.000 YTL kâr elde etmiş olmaktadır. İyi o zaman, gazete bunu fırsat bilip hemen ertesi gün, “Y ile ilgili bombayı iki gün sonra patlatıyoruz!” diye ilân verse her hafta asılsız bir şekilde masum insanlara hakaretler yağdırsa kim ne yapabilecek???

USUL

Normal şartlarda davalar, davalının yerleşim yerinde açılır (yetkili mahkeme5). Bu genel yetki kuralına getirilen istisnalardan biri de, kişilik hakları ile ilgili olarak açılan davalardır. Şöyle ki,

Bu önemli bir şey mi? Çok önemli bir husus. Şöyle ki, adam Ardahan’da yaşıyor. Merkezi İstanbul olan bir televizyon kanalımız bir gün bu adamın kişilik haklarını ihlâl eden bir haber yapsa, mağdurun dava açabilmek için  İstanbul’a  mı gelmesi gerekecek? Kişi buna cesaret edemez ise bu durum kendisi için caydırıcı bir etkiye neden olmaz mı? Ayrıca bir kişinin başka bir kişiye böylesi bir külfet yüklemesi hakkaniyete de aykırıdır. Davacı kişilik haklarının korunması için kendi yerleşim yeri veya davalının yerleşim yeri mahkemesinde dava açabilir (MK m. 25/V).

Kişilik Hakları

Kişilik Hakları

Kişilik Hakları

Yorum Yazın