HUKUKİ İLİŞKİLERİN KAPSAMI

HUKUKİ İLİŞKİLERİN KAPSAMI

 DÜRÜST DAVRANMA İLKESİ (OBJEKTİF HÜSNÜNİYET)

 “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanımını hukuk düzeni korumaz” (MK m. 2).

Burada kastedilen dürüstlük kurallarından kasıt; kişilerin haklarını kullanırken veya borçlarını yerine getirirken ya da diğer ilişkilerinde dürüst, namuslu, makul ve yaptığı eylemin sonucunu bilebilen orta zekalı bir kimsenin benzer olaylardaki davranışı gibi davranmasını sağlamaktır.

Örneğin, bir borçlunun gecenin 3’ünde borcunu ödemeye gitmesi veya çok yüksek meblağdaki bir borcun ufak madenî paralarla ödemeye kalkışılması dürüst bir hareket niteliği taşımaz. Zira makûl bir kişi ne gecenin 3’ünde borcunu ödemeye gider ne de alacaklıya büyük bir yükümlülük yükleyecek şekilde borcunu ufak madenî paralarla ödemeye kalkışır.

DÜRÜST DAVRANMANIN GENEL OLARAK UYGULAMA ALANI

Manevra kabiliyeti çok geniş olan dürüst davranma ilkesinin uygulama alanı yaygındır. Bu alanların başlıcalarını şu şekilde sıralamamız mümkündür:

1. Kanunun yorumlanması ve tamamlanması

2. Hukukî sözleşmelerin kurulması, tamamlanması ve yeni şartlara uydurulması (emprevizyon)

3. Borçların yerine getirilmesi

4. Sözleşme öncesi ilişkilerde

5. Yan yükümlülüklerde

Dürüst davranma, hakların kazanılmasında (hukukî bir sonucun doğumunda/iyiniyetin uygulandığı hâllerde) ve ayrıca hukukî işlemlerin kurucu unsurlarının (birinci derecedeki noktalarının) tamamlanmasında uygulanmaz.

HAKKIN KÖTÜYE KULLANILMASI

Sahip olunan bir hakkın açıkça kötüye kullanılması hukuka aykırıdır. Hakkın kötüye kullanılmasının şartlarını şu şekilde ifade edebiliriz:

1. Hukuk düzenince tanınmış bir hakkın bulunması,

2. Hakkın açıkça doğruluk ve güven kurallarına aykırı olarak kullanılmış olması,

3. Hakkın bu şekilde kullanımı nedeniyle başkalarının zarar görmesi veya zarar görme tehlikesi ile karşı karşıya kalması.

Örneğin, mülkiyet kullanımında yarar olduğu ölçüde arazinin üstünde ve altında dilediği faaliyetleri yapabilme yetkisini malike bahşeder. Bu yetkisine dayanarak bir kişinin arazisi üzerinde yüksek bir duvar yapması mümkündür, bu konuda herhangi bir hukukî engel söz konusu değildir. Ancak, bu duvar komşuya zarar veriyorsa mesela komşunun manzarasını kapatıyor ise malikin duvarın boyunu azaltması gerekmektedir. Zira hakkın bu şekilde kullanımı başkalarına zarar vermektedir. Bu duvarın, o arazinin maliki dışında üçüncü bir kişi tarafından yapılması hâlinde ise (benim arazime sizin duvar örmenizde olacağı gibi) hakkın kötüye kullanılması söz konusu olamaz zira bu hâlde hukuk düzenince tanınmış bir hak yoktur. Bu durum haksız fiil olarak nitelendirilir.

İYİNİYET (SUBJEKTİF HÜSNÜNİYET)

“Kanunun iyiniyete hukukî bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyiniyetin varlığıdır.

Ancak, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyiniyet iddiasında bulunamaz” (MK m. 3).

Hakların doğumuna engel olan bir durumun somut olayda varlığı veya hakkın doğumu için gerekli olan unsurlardan birinin somut olayda yokluğu karşısında kişideki mazur görülebilir bir bilgisizlik veya yanlış bilgi iyiniyet olarak nitelendirilir.

Asıl olan iyiniyetin varlığıdır. Bu bağlamda iyiniyet adi karine1 olarak nitelendirilir.

İyiniyet durumunda, iyiniyetli olan kişi hukukî ilişkinin temelinde bir eksiklik olmasına rağmen hakkı elde eder.

Örneğin, “- Elimde görmüş olduğunuz bu kitabı 20 YTL’ye satıyorum.” dedim, siz de “- Alıyorum!” dediniz. Bu ilişkide olması gereken en temel unsur benim bu kitaba malik olmamdır. Zira,  Roma Hukukundan kalan temel ilke gereği, hiç kimse sahip olduğu haktan fazlasını devredemez. Hâl böyle olmakla birlikte ben bu kitabın maliki değil isem (hırsız veya emanetçiyim) ve siz de beni malik zannediyorsanız sizin bu saf ve temiz ruh hâliniz (iyiniyetiniz) belli bir çerçevede korunmaktadır. Birazdan bu çerçeve incelenecektir.

 Bir hakkın kazanımı için birden çok kişinin irade beyanında bulunmasının gerekmesi hâlinde ilgili kişilerin tamamının da iyiniyetli olması gerekir.  İçlerinden birinin kötüniyetli olması söz konusu hakkın kazanımına engel olur.

Örneğin, bir dernek adına taşınmaz alınacağı zaman bu işlemi yapma görev ve yetkisi yönetim kurulundadır. En az beş kişiden oluşan yönetim kurulunda yer alan her kurul üyesinin bu konuda iyiniyetli olması gerekir. Daha açık bir anlatımla, satın alınacak olan taşınmazın maliki gerçekte malik değil, yolsuz tescille malik gözüküyor ise ve bu durum kurul üyelerinden birinin bilgisi dâhilinde ise diğer dört üyenin bu konudaki iyiniyeti (yolsuz tescille malik gözüken kişiyi gerçekte malik zannetmeleri) her hangi bir anlam ifade etmez ve dernek bu taşınmazın mülkiyetini kazanamaz. Üyelerden birinin kötüniyeti, adeta bulaşıcı bir virüs gibi diğer üyelere de sirayet eder ve onları da kötüniyetli hâle getirir.

 İyiniyetin tespitinde kişisel mazeretler dikkate alınmaz. Normal şartlar altında kişinin bildiği ve bilmesi gerektiği durumlar ile iyiniyetli olup olmadığı değerlendirilir.

KARİNE

Tanımı: Bilinen bir olgudan bilinmeyene ulaşmaya karine denir.

Türleri: Adi ve kesin karine olmak üzere ikiye ayrılır. Adi Karine: Aksi ispat edilebilen karinelere denir. Örneğin, iyiniyet, babalık, resmî sicil ve senetlerin içeriğinin doğru olduğu, gaiplik, ölüm karinesi, birlikte ölüm karinesi vb.

Kesin Karine: Aksi ispat edilemeyen karinelere denir. Örneğin, tapu siciline güven, yapılan bir ilânı herkesin bildiği, yeni yerleşim yeri edinmeden eskisinin varlığını sürdüreceği, erginlik vb.

Örneğin, bir kişi hırsızdan bir mal satın alıyor, normalde karşısındaki kişinin hırsız olduğunu anlayabilecek olan kişi, o esnada ateşli hastalığı olduğu için karşısındaki kişinin  hırsız  olduğunu anlayamıyor. Eğer bu kişi hasta olmasa idi karşısındaki kişinin hırsız olduğunu fark edebilecekti. Bu durum karşısında, kişinin iyiniyetinden bahsedilemez. Zira normal şartlar altında kötüniyetlidir.

 Temsilcinin iyiniyeti temsil edilen de iyiniyetli olduğu zaman anlam kazanır. Başka bir anlatımla, eğer temsilci iyiniyetli ancak temsil edilen kötüniyetli ise ve temsil edilen temsilcinin iyiniyetinden istifade ederek hak kazanma çabası içine girmişse söz konusu hakkı kazanması mümkün değildir.

Örneğin, ben V isimli bir şahsın hırsız olduğunu biliyorum ancak siz bilmiyorsunuz. Yani ben kötüniyetliyim siz ise iyiniyetlisiniz. Ben sizden V’nin elinde bulunan kalemi benim adıma ve hesabıma satın almanızı rica ediyorum. Sizin iyiniyetinizin anlam ifade etmesi benim de iyiniyetli olmama bağlıdır. Ben burada kötüniyetli olduğum için hak kazanılması mümkün değildir.

İYİNİYETİN KORUNMASININ NEDENLERİ

Hakkı Korumada Aşırı Bir İhmal

Yanlış adama güvenmek. Bir malınızı tamir ettirecekseniz veya emanet edecekseniz gerekli araştırmayı yapmanız gerekir. Sahtekâr bir kişiye malınızı verirseniz, bir anlamda O’nun bu hukuka aykırı hareketine zemin hazırlamış olursunuz.

Yanıltıcı Görünüş Yaratma

 Karşınızdaki kişinin malik gibi gözükmesi karşısında sizin bu duruma olan güveninizin belli bir çerçevede korunması gerekir. Aksi bir tutum, ticarî hayatın felç olması sonucuna yol açabilir. Şöyle ki, bir mağazadan mal alıyorsunuz ve daha sonra o mağazanın aslında o malın gerçek maliki olmadığını öğreniyorsunuz. Bu görünüşe olan güveninizin korunmaması hukukî işlem güvenliğini de zedeler.

Hukukî Güvenlik ve Hukukî İşlemlerde Güvenlik

Hukukta istikrar çok önemli bir kavramdır. Bu bağlamda, işleme güven duyan kişinin bu güveninin mümkün mertebe korunması gerekmektedir.

İYİNİYETİN KORUNMASININ ŞARTLARI

Korumanın kanunen öngörülmüş olması, İyiniyet aranan kimsenin iyiniyetli olması ve kişinin belirli bir zamanda (işlem yapıldığı esnada veya işlem yapıldıktan sonra belirli bir süre)  iyiniyetli olması gerekir.

İYİNİYETİN KULLANIM ALANLARI

 Taşınmazlarda

Taşınmazlardaki koruma genel olarak iki hususa münhasırdır. Eşya hukuku esnasında ayrıntıları ile inceleyeceğimiz bu çok değerli iki konuya şimdilik  sadece  değinmekle  yetineceğiz.

a) Olağan zamanaşımı ile kazanma (MK m. 712).

b) Tapu siciline güven ilkesi (MK m. 1023, 1025/II).

Taşınırlarda

Gene eşya hukukunun konusu olmakla birlikte bu konuyu pedagojik açıdan burada incelemeyi uygun buluyoruz. Burada öncelikle taşınırın malikinin elinden ne şekilde çıkmış olduğu incelenir:

a) Sahibinin Elinden Rızası ile Çıkan Şeylerde

Bir taşınırın emin sıfatıyla zilyedinden o şey üzerinde iyiniyetle mülkiyet veya aynî hak edinen kimsenin edinimi, zilyedin bu tür tasarruflarda bulunma yetkisi olmasa bile korunur. Rızası ile çıkışa, emanet verme, tamir etmesi için verme, kuru temizleme yapması için vermeyi örnek gösterebiliriz.

Örneğin, saatimizi tamir etmesi için tamirciye verdik ve tamirci de kendisine olan  bu güveni boşa çıkararak söz konusu saati üçüncü bir kişiye sattı/bağışladı/trampa etti vb. ve teslim etti. Saati teslim alan üçüncü kişi teslim aldığı an saatin mülkiyetini kazanmıştır. Saatimizi O’nun elinden geri almamız mümkün değildir.

b) Sahibinin Elinden Rızası Dışında Çıkan Şeylerde

 Rıza dışı çıkışa; çalınma, kaybolma, gasp edilme gibi hâlleri örnek gösterebiliriz. Burada, taşınırın cinsine göre ikili bir ayrım yapılır.

aa) Para ve Hamiline Yazılı Senetler

Zilyet, iradesi dışında elinden çıkmış olsa bile, para ve hamiline yazılı senetleri iyiniyetle edinmiş olan kimseye karşı taşınır davası açamaz (MK m. 990). Bu hükmün nedeni, ticarî hayattaki sürat ve güven ilkeleridir. Zira, para ve hamiline yazılı senetler mübadele (diğer eşya ile değiş tokuş) gücü en yüksek olan iki taşınır eşyadır. Bu nedenle, buradaki  güven  üst  düzeyde bir koruma altındadır. Kişinin, elindeki paranın maliki olduğuna inanılır.

Örneğin, ben para çaldım ve sizden bir kitap satın aldım. Parasını çaldığım kişi gelip sizden parasını geri alamaz.

 Dikkat; yerden para bulan kişi bulduğu paranın anında maliki olamaz. Zira bu kişinin iyiniyetli olması mümkün değildir. Gökten para yağmadığına ve insanlar parayı rızaları ile terk etmediğine göre (hiç kimse yola para saçmaz, bu anlamda sadece deliler parayı terk eder ve delilerin terki de geçerli değildir), parayı bulan kişi iyiniyetli değildir. Yerden para bulan kişi, bulunmuş eşya hükümlerinden istifade edebilir.

 Bu  konuya  ilişkin  bir  diğer  sorun  şurada  ortaya  çıkmaktadır:  para  ve  hamiline yazılı senetlerde ticarî hayattaki sürat ve güven ilkeleri gereği kişi, iyiniyetli de olsa kötüniyetli de olsa malik olur ifadesi yanlıştır. Zira kötüniyet hukuk tarafından koruma alanı bulmaz. Aksi takdirde hırsızın da malik olması gibi bir sonuç ortaya çıkar ki bu çok tuhaf bir sonuç olur.

bb) Diğer Taşınır Mallar

Para ve hamiline yazılı senet dışındaki diğer her türlü taşınır için zilyet, o şeyi elinde  bulunduran herkese karşı 5 yıl içinde taşınır davası açabilir.

Beş yıl içinde malikin harekete geçerek malını geri almak istemesi hâlinde, halihazır zilyede bedel ödenip ödenmemesi konusunda, şeyin satım noktasına göre tekrar ikili bir ayrım yapılır.

aaa) Pazar veya Açık Artırma ya da Benzeri Eşya Satılan Yerler

Taşınır, açık artırmadan veya pazardan ya da benzeri eşya satanlardan iyiniyetle edinilmiş ise; iyiniyetle ödenen bedelin geri verilmesi koşuluyla taşınır davası açılabilir (MK m. 989/II).

bbb) Pazar veya Açık Artırma ya da Benzeri Eşya Satılan Yerlerin Dışındaki Yerler

 Pazar veya açık artırma ya da benzeri eşya satılan yerlerin dışında bir satım noktasından şey satılırsa bedel ödenmesine gerek olmaksızın taşınır davası açılabilir.

Bu duruma iyiniyetli zilyedin haklarına ilişkin hükümler uygulanır (MK m. 989/III).

Örneğin, ben sizin çantanızı çaldım ve V’ye sattım. Bu olaydaki V, gene iyiniyetlidir. Ancak yukarıdaki V kadar korunmaya layık değildir. Başka bir deyişle siz  çantanızı,  herhangi  bir bedel ödenmesine gerek kalmaksızın V’den geri alabilirsiniz.

Dürüst davranma İyiniyet

Dürüst davranma İyiniyet

Dürüst davranma İyiniyet

Yorum Yazın