FİİL EHLİYETİ (MEDENİ HAKLARI KULLANMA EHLİYETİ)

FİİL EHLİYETİ (MEDENÎ HAKLARI KULLANMA EHLİYETİ)

Bir kimsenin kendi fiil ve hareketleriyle kendi isteği ile hak kazanma etmesi ve bu hakları değiştirmesi veya ortadan kaldırması, borç altına girmesi, onları değiştirmesi veya ortadan kaldırması kısaca; kendi fiilleriyle hak kazanabilmesi ve borç altına girebilmesidir (MK m. 9).

Fiil Ehliyetinin Koşulları

Fiil ehliyetinin üç tane koşulu vardır: erginlik, ayırt etme gücü ve kısıtlı olmamak. Şimdi sırasıyla bu koşulları inceleyeceğiz:

a) Erginlik (Rüşt)

aa) Tanım

Belirli bir yaşa gelmek veya kanunen o yaşa gelmiş gibi belli bir fikrî olgunluğa erişmeye erginlik denir.

bb) Erginliğin Kazanılma Yolları aaa) Kanunî Erginlik (Normal Rüşt)

“Erginlik onsekiz yaşının doldurulmasıyla başlar” (MK m. 11/I).

bbb) Evlenme ile Kazanılan Erginlik (Hukukî Rüşt)

Aile müessesinin aile bireylerine yüklediği sorumlulukların yerine getirebilmesi, kişinin ergin kılınması ile mümkündür. Şöyle ki, olağan evlenme yaşı olan 17 yaşında evlenen bir kişi normal şartlar altında marketten kendi adına ve hesabına alış veriş yapma olanağına sahip değildir. Bu bağlamda, evlenmesine müsaade edilen bir kişinin evlilik müessesesince kendisine yüklenen ödevleri yapamaması gibi tuhaf bir sonuç ortaya çıkar. İşte böylesi bir çelişkinin önlenmesi amacıyla MK evliliğin kişiyi ergin kılacağını ve bunun sonucunda da kişinin bu tür sorumluluklarını yerine getirebileceğini hükme bağlamıştır (MK m. 11/II).

Evliliğin daha sonra yokluk yaptırımı dışında herhangi bir nedenle sona ermesi, kazanılan erginliği etkilemez.

Örneğin, kişi 17 yaşında evlendi, erginliği kazandı ve iki ay sonra da boşandı. Şu anda ergin mi değil mi? Evet, ergin! Evlilik kişiye kazandırdığı statüleri, daha sonra sona erse dahi kaybettirmez.

Evlenme yaşı; cinsiyet ayrımı gözetmeksizin; olağan hallerde 17 yaşın doldurulmasıdır.

Ancak, hâkim olağanüstü durumlarda ve pek önemli bir sebeple onaltı yaşını doldurmuş olan erkek veya kadının evlenmesine izin verebilir. Olanak buldukça karardan önce ana  ve  baba  veya vasi dinlenir (MK m. 124).

 ccc) Ergin Kılınma (Kazai Rüşt)

“Onbeş yaşını dolduran küçük, kendi isteği ve velisinin rızasıyla mahkemece ergin kılınabilir” (MK m. 12).

Hükümde yer alan koşulları şu şekilde sıralamamız mümkündür: 15 yaşını tamamlamış olacak

+ küçüğün isteği olacak + velayet altında ise velisinin rızası olacak/vesayet altında ise vesayet makamı ve denetim makamının izni olacak (MK m. 463-6) + asliye hukuk mahkemesinin kararı olacak + küçüğün menfaati gerektirecek.

b) Ayırt Etme Gücü (Temyiz kudreti – Mümeyyizlik)

aa) Tanım

Ayırt etme gücü; iyiyi kötüden ayırt edebilme yeteneğidir.

“Yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes bu kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir” (MK m. 13).

bb) Ayırt Etme Gücünü Etkileyen Faktörler aaa) Yaş

Yaşın küçük olması ayırt etme gücünü etkileyebileceği gibi yaşın büyük olması da etkiler. Zira, yaş küçük olduğu zaman tecrübesizlik nedeniyle kişi iyiyi kötüden ayırt edemez. Yaş büyük olduğu zaman da bunama dediğimiz beyin hücrelerinin ölümü söz konusu olur.

bbb) Akıl Hastalığı ve Akıl Zayıflığı

Hastalık düzeyindeki aklî yetersizlik hâli akıl hastalığı, aklî melekelerinin yeterince gelişmemesi ise akıl zayıflığı olarak nitelendirilir.

ccc) Sarhoşluk

Sarhoşluk veren maddelerin kullanımı hâlinde kişinin ayırt etme gücünde bir zayıflama olur. Sevgili arkadaşlarım, sarhoşluk ikiye ayrılır: ihtiyarî (isteyerek) sarhoşluk ve zorunlu (istemeden) sarhoşluk. Sarhoşluğun her iki hâlinde de kişiler ayılıncaya kadar tam ehliyetsiz olarak nitelendirilirler. Ancak haksız fiillerden sorumlu olma açısından ihtiyarî sarhoşluk ve zorunlu sarhoşluk arasında fark vardır. Şöyle ki, bir adam meyhaneye girdi içti içti sarhoş oldu ve dışarı çıkarak yoldan geçen bir adamın tipini beğenmediği için yumruk attı. “- ben sarhoştum, ne yaptığımı bilmiyordum!” diyebilir mi? O zaman içmeyeceksin arkadaşım. İçmeyi bilmiyorsan içmeyeceksin. Laf mı bu şimdi? Kaldıramayacağın yükün  altına  girme.  Sorumlusun tabii ki! Ben mi sorumlu olacağım senin attığın yumruktan. Durum bu. Ancak istenmeden meydana gelen sarhoşlukta durum farklı. Örneğin, yanınızdaki arkadaşınızdan, başınız ağrıdığı için ağrı kesici hap istediniz ve arkadaşınız adını bilmediğiniz bir hap verdi size. Hapı yuttunuz ve bulutların üstüne çıktınız. Yanlış anlaşılma olmasın arkadaşınız size uyuşturucu etkisi olan yasa dışı bir hap vermedi, ağrı kesici verdi ancak bu ağrı kesici sizde yan etki olarak uyuşturucu etki yaptı. Siz de bu kafa ile gittiniz birine yumruk attınız. Bu durumda sorumlu değilsiniz. Zira, siz kafanızı iyi yapmak amacıyla yutmadınız bu hapı. Amacınız ağrınızı dindirmekti.

bb) Ayırt Etme Gücünün Özelikleri

Ayırt etme gücü bir yafta değildir. Şöyle ki, bir kişi tam ehliyetsizdir ve hayatı boyunca hep tam ehliyetsizdir diye bir şey yok. Ayırt etme gücü nisbî bir kavramdır ve herkes hayatının belirli dönemlerinde veya anlarında ayırt etme gücünü kaybetmiş olabilir. Cinnet geçirme, sarhoş olma gibi. Bu bağlamda, her bir somut olay açısından ayırt etme gücü ayrı ayrı değerlendirilir. Normal bir insan olan sizler dahi belli bir anda ayırt etme gücünüzü kaybetmiş olabilirsiniz.

cc) Ayırt Etme Gücünün Unsurları

aaa) Tanıma (algılama) Yeteneği Kişinin bir varlığı algılaması.

bbb) Değerlendirme Yeteneği

Algıladığınız bu varlığın ne olduğuna karar verme. Örneğin, kuduz köpek.

ccc) İrade yeteneği

Bu varlık karşısındaki hareket tarzınızı belirleme. Örneğin, kuduz köpek karşısında kaçmayı düşünüyorsunuz.

ddd) İradesine Uygun Davranma Yeteneği

Belirlediğiniz hareket tarzını eyleme dönüştürme. Örneğin, kuduz köpekten kaçma.

Yukarıda saydığımız dört işlem orijinal gibi gözükse de aslında hepimizin bildiği, gün içinde binlerce kez yaptığı işlemlerdir. Bu işlemleri gün içinde bir salise ile iki saniye arasında yapıyorsunuz. Dinç olduğunuz anlarda bir salisede, yorgun veya dalgın olduğunuz anlarda ise iki saniyede yapıyorsunuz. Arkadaşınıza “- günaydın” dediğinizde size iki saniye sonra “- günaydın” diyor ya, bu durum O’nun yorgunluğunu ve bu dört işlemi hızla yapamadığını gösteriyor. Bu arkadaşınız, uzun yolda süratli bir şekilde araba sürerken bu yavaşlığı en fazla bir kez gösterebilir. Ondan sonrası üzücü bir malûm. Allah korusun.

c) Kısıtlı Olmamak (Hacir altına alınmamış olmak – Mahcur olmamak)

aa) Tanım

Bir kişinin, kendi menfaatlerini bizzat kendisinin koruyamayacağı veya üçüncü kişi ve/veya kişilerin menfaatlerine zarar verme tehlikesi bulunduğu hâllerde, fiil ehliyetine sınır getirilmesine kişinin kısıtlanması denir.

Bu koşul bazı hocalarımız tarafından fiil ehliyetinin menfî (olumsuz) koşulu olarak da nitelendirilir. Zira, diğer iki koşul olan ayırt etme gücü ve erginlik olması gereken, kısıtlılık ise olmaması gereken bir koşuldur.

bb) Kısıtlama Nedenleri

aaa) Akıl Hastalığı veya Akıl Zayıflığı

“Akıl hastalığı veya akıl zayıflığı sebebiyle işlerini göremeyen veya korunması ve bakımı için kendisine sürekli yardım gereken ya da başkalarının güvenliğini tehlikeye sokan her ergin kısıtlanır” (MK m. 405). Şimdi siz, deli bir kişiyi hayatta yalnız başına bırakırsanız ya kendisine ya da çevresindeki kişilere zarar verir. Kısıtlayarak O’na bir temsilci tayin edilmesi gerekir.

bbb) Savurganlık, Alkol veya Uyuşturucu Madde Bağımlılığı, Kötü Yaşama Tarzı, Kötü Yönetim

Savurganlık, ayağını yorganına göre uzatmama; alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı; sarhoşluğun alışkanlık hâline getirilmesini, kötü yaşama tarzı; örneğin çöp evde yaşamayı, kötü yönetim; ise malvarlığını iyi yönetememe olarak ifade edilir. Böylesi kişiler, kendisini veya ailesini darlık veya yoksulluğa düşürme tehlikesine yol açar ve bu yüzden devamlı korunmaya  ve bakıma muhtaçtırlar. Bu nedenle, kısıtlama kararı alınır (MK m. 406).

ccc) Özgürlüğü Bağlayıcı Ceza

“Bir yıl veya daha uzun süreli özgürlüğü bağlayıcı bir cezaya mahkum olan her ergin kısıtlanır” (MK m. 407).

Arkadaşlar soruyor, “- hapse girmiş bir kişiyi neden kısıtlıyoruz? Ne gerek var?”. Sevgili arkadaşlarım!!!, kısıtlılık deyince özgürlüğün kısıtlanması mı anlaşılır? Mahkûm lehine bir  işlem yapmış oluyoruz kısıtlayınca. Adam hapiste olduğu için dışarıdaki işlemlerini yapamıyor. Atadığımız yasal temsilci O’nun dış dünyadaki tüm işlerini yapıyor. Vergilerini yatırıyor, kiralarını ödüyor vb. bunları tabii ki cebinden yapmıyor ancak parasını verseniz dahi bu işlemlerinizi yaptıramayabilirsiniz.

ddd) İstek Üzerine

“Yaşlılığı, sakatlığı, deneyimsizliği veya ağır hastalığı sebebiyle işlerini gerektiği gibi yönetemediğini ispat eden her ergin kısıtlanmasını isteyebilir” (MK m. 408).

Örneğin, bir kişi sakatlanmış ve işlemlerinde gerekli sürati sağlayamıyor. Bu durum da O’nun zararına işliyor. İşte kişi bu türden gecikmeleri önleyebilmek amacıyla mahkemeye müracaat ediyor ve hâkime “- ben sakatım. Beni kısıtlayın ve bana bir yasal temsilci tayin edin ki benim işlemlerimi O temsilci belli bir ücret karşılığında yapsın ve benim hayatım da kolaylaşsın!” diyor. Burada kötü bir şey var mı?

cc) Usûl

Hâkimin akıl hastalığı veya akıl zayıflığı nedeniyle kısıtlamaya karar verebilmesi için  bu kişi  için alınmış resmî sağlık kurulu raporu olması gerekir. Bu hâllerde hâkim dilerse O kişiyi de dinleyebilir (MK m. 409).

Savurganlığı, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı, kötü yönetimi veya isteği sebebiyle kısıtlamaya karar verilebilmesi için ilgili kişinin dinlenilmesi gerekir (MK m. 397/II, 411).

Özgürlüğü bağlayıcı ceza nedeniyle kısıtlılık kararı verilmesinde ise doğal olarak söz konusu cezayı içeren Ceza Mahkemesi kararının mahkemeye sunulması gerekir.

Kısıtlama kararı için yetkili mahkeme, kısıtlanacak kişinin yerleşim yeri mahkemesi; görevli mahkeme ise sulh hukuk mahkemesi dir.

dd) İlân

“Kısıtlanma kararı, kesinleşince hemen kısıtlının yerleşim yeri ile nüfusa kayıtlı olduğu yerde ilân olunur.

Kısıtlama, iyiniyetli üçüncü kişileri ilândan önce etkilemez. Ayırt etme gücüne sahip olmama bu durumun istisnasını teşkil eder” (MK m. 410).

Örneğin, ben savurgan bir adam olsam, bu konuda hakkımda alınmış bir kısıtlılık kararı olsa ancak bu ilân edilmemiş olsa, siz bunu anlayabilir misiniz? İçinde bulunduğumuz bu ilişki sizin bunu anlamanız için yeterli değil. Birlikte para harcamalıyız ki siz benim savurgan bir adam olduğumu anlayabilesiniz. Kısıtlılık kararının ilânındaki temel mantık burada yatıyor. Aksi  hâlde kısıtlılık iyiniyetli üçüncü kişiler için hüküm ifade etmiyor. Yani ben bu hâlde size bir şey satsam bu işlem geçerli olur.

MK, ayırt etme gücüne sahip olmama hâlinin bu duruma istisna olduğunu açıkça beyan etmiş. Burada ne kastedilmiş?

Örneğin, ben deliyim. Aleyhimde verilmiş kısıtlılık kararı henüz ilân edilmemiş hatta bırakın ilânı böyle bir kısıtlılık kararı dahi yok. Şimdi siz “- ben senin deli olduğunu anlayamadım!”  diyebilir misiniz? Ayırt etme gücünün unsuru olan o dört işlemi, ahenkli bir şekilde yapamayan kişiler delidir. Başka bir deyişle yukarıdaki örnek bağlamında, kuduz köpeğe doğru koşan bir adam düşünün. Bu adamla işlem yaptığınızda, hâkim karşısına çıktığınız zaman “- ben bunun deli olduğunu anlayamadım!”  diyebilir  misiniz? Delinin deli olduğunu anlayamayan da delidir. Buradaki temel felsefe budur.

Fiil Ehliyetinin İçeriği

Fiil ehliyetinin üç tane içeriği vardır. Bunlar;

a) Hukukî İşlem Ehliyeti

Bir kişinin hukukî işlemler yapabilme, hukukî işlemle kendi lehine haklar ve aleyhine borçlar yaratabilme yeteneğidir.

b) Haksız Fiillerden Sorumlu Olma Ehliyeti

Bir kişinin hukuka aykırı fiilleriyle başkalarına vermiş olduğu zararları bizzat ödemekle yükümlü tutulabilmesini ifade eder. Başka bir deyişle, tazminat ödemekle yükümlü olması hâli.

c) Dava Ehliyeti

Mahkemelerde davacı veya davalı sıfatıyla yemin, ikrar, sulh, feragat, kabul vs gibi usûl hukukuna ait işlemleri kişinin bizzat yapabilme iktidarıdır.

Fiil ehliyetinin usûl hukukundaki yansıması dava ehliyeti olarak nitelendirilir.

Hak ehliyetinin usûl hukukundaki yansıması ise taraf ehliyetidir.

Yorum Yazın