BOŞANMA

BOŞANMA

BOŞANMA SEBEPLERİ

Boşanma nedenleri özel ve genel olmak üzere ikiye ayrılır. Şimdi sırasıyla bunları inceleyeceğiz.

ÖZEL NEDENLER

Özel nedenler de kendi içinde beşe ayrılır:

Zina

Evli olan bir kadın ya da erkeğin karşı cinsten biri ile en az bir kez cinsel ilişki yaşaması zina  olarak kabul edilmekte olup diğer eş bu sebebe dayalı boşanma davası açabilir. Eşlerden birinin kendi cinsiyetinde biri ile yaşadığı cinsel ilişki zinaya sebebiyet vermemekle birlikte bu  durumda diğer eş ancak haysiyetsiz yaşam sürme gerekçesi ile boşanma davası açabilir.

Diğer eş, zinayı öğrendiği tarihten itibaren altı ay ve her hâlde zina fiilinden itibaren 5 yıl içinde zinaya dayanan boşanma davası açma hakkına sahiptir. Bu süreler hak düşürücüdür. Af dava açma hakkını ortadan kaldırır.

Örneğin, eş zinayı öğrenmiş ancak bu duruma ses çıkartmamış ve normal yaşamını sürdürmüş. Bir süre sonra da başka bir şeye sinirlenerek zinaya dayanan boşanma davasını açmış.  Bu olmaz. Affettiği için dava açma hakkı düşer. Peki sürenin ne önemi var? Eş, zinayı öğrenmiş, derhal dava açmamakla birlikte ilişkisini fiilin askıya almış ve beklemeye başlamış. Niye bekliyor? Bu olayı kabullenip kabullenemeyeceğini değerlendiriyor. İşte bu beklemede süre en fazla altı ay!!!

Hayata Kast, Pek Kötü veya Onur Kırıcı Davranış

Zinada yer alan süreler burada da geçerli olup affeden tarafın dava hakkı yoktur.

Suç İşleme ve Haysiyetsiz Hayat Sürme

Eşlerden biri küçük düşürücü bir suç işler veya haysiyetsiz bir hayat sürer ve bu nedenlerden onunla birlikte yaşaması diğer eşten beklenemezse, bu eş her zaman boşanma davası açabilir. Dikkat edilecek olursa, burada her hangi bir süre kısıtlaması bulunmamaktadır.

Terk

Evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla evi terk eden eşe, en az dört ay geçtikten sonra ihtar çekilir. İhtarla beraber en az iki ay süre verilir ve ayrıca eşin eve dönebilmesi için gerekli koşullar sağlanır. Sonuç olarak, terkten itibaren en az altı ay geçmeden bu sebebe dayalı boşanma davası açılamaz.

Bu ihtar kim tarafından çekilir? Hâkim veya noter tarafından çekilir.

Burada öncelikle şuna dikkat edilmesi gerekir: evi terk eden eşin terk nedeni evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmeme olmalıdır. Diyelim ki, eş hâkimlik stajı yapmak için veya herhangi bir kurumun hizmet içi eğitimi amacıyla ortak konuttan ayrılırsa terke dayalı  boşanma davası açılamaz.

Bir diğer önemli konu ise şu; eş devamlı suretle evi terk etmekte ise MK m. 2 uygulanır ve buhal hakkın kötüye kullanılması sayılabilir. Örneğin, kendisine ihtar çekilince eve dönüyor, üç ay evde kalıyor ve tekrar terk ediyor. Daha sonra kendisine ihtar çekilince tekrar eve geliyor iki ay kalıyor ve gidiyor. Açıkça hakkın kötüye kullanımı…

Fiilî olarak evi terk eden eşin, haklı nedene dayanması durumunda, geride kalan eş terk etmiş sayılır. Ne demiş şair: “- terk eden de midir suç, terk edilende mi?

Akıl Hastalığı

Eşlerden biri evlilikten sonra akıl hastası olur ve ortak hayatı sürdürmek bu nedenle çekilmez hâle gelir ve hastalığın tedavi edilemeyeceği resmî sağlık kurulu raporuyla tespit edilirse bu nedene dayalı boşanma davası diğer eş tarafından açılabilir.

Eskiden, 743 Sayılı MK döneminde akıl hastalığı nedeniyle boşanma davası açılabilmesi bu hastalığın en az üç yıl sürmesi koşuluna bağlı idi.

GENEL NEDEN

Evlilik Birliğinin Sarsılması

Eskiden imtizaçsızlık denirdi. Mizaçların uymaması. Çok güzel bir ifadedir.  Zira ferdî olarak  çok iyi olan iki kişi yan yana geldiklerinde uyumsuz olabilirler. Yani bir sorun olduğunda illâki bir suçlu aramak bu anlamda da çok yanlıştır. Uyuşmazlıklarda bazen suçlu olmayabilir.

Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Davacının kusuru daha ağırsa davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Ancak itiraz hakkın kötüye kullanılması niteliğindeyse ve eşler ile çocuklar için korunmaya değer bir yarar kalmamışsa hâkim tarafların boşanmalarına karar verebilir.

  • Evlilik tarihinden itibaren en az bir yıl geçmişse eşler anlaşarak boşanma davası açabilir ve bu hâlde evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Anlaşmalı boşanma olarak da anılan bu boşanmada, protokol düzenlenir ve burada, evliliğin sona ermesi ile birlikte müşterek çocukları varsa velayet ile nafaka – tazminat vs. her türlü konuda eşlerin mutabık kalmaları gerekir. Hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak anlaşmada (protokolde) gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir (re’sen). Değişikliklerin taraflarca kabul edilmesi hâlinde boşanmaya hükmolunur.

Tarafların ikrarının hâkimi bağlamayacağı hükmü anlaşmalı boşanmada uygulanmaz (MK m.166/III ile MK m. 184).

  • Boşanma sebeplerinden biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamış ise evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir (MK m. 166/son).

BOŞANMA – AYRILIK  İLİŞKİSİ

Boşanma davası açmaya hakkı olan eş, boşanma talep edebileceği gibi dilerse ayrılık da isteyebilir. Boşanma davasında hâkimin, ayrılığa karar vermesi de mümkündür. “Hâkim taleple bağlıdır” ilkesinin istisnası olmakla birlikte “talepten fazlaya hükmedemez” ilkesinin istisnasını teşkil etmez. Ancak ayrılık için açılan davada hâkimin boşanmaya karar vermesi mümkün değildir. Zira bu talepten fazlası niteliği de taşır. Ayrılık süresi 1 – 3 yıl arasında değişebilir.  Süre bittikten sonra ortak hayat yeniden kurulamaması durumunda, açılan boşanma davası üzerine hâkim boşanmaya karar verebilir.

BOŞANMANIN SONUÇLARI

MALÎ SONUÇLARI

Maddî – manevî tazminat ve nafaka talep edilebileceği gibi ölüme bağlı tasarrufların hükümsüz hâle gelmesi ve mal rejiminin tasfiyesi gibi bazı sonuçlar vardır.

Maddî Tazminat Davası

Eşlerden kusursuz veya daha az kusurlu olan taraf mevcut veya beklenen menfaatleri zedelenirse kusurlu eşe karşı maddî tazminat davası açabilir. Boşanma davası ile birlikte talep edilebileceği gibi daha sonra da talep edilebilir.

Manevî Tazminat Davası

Boşanma nedeniyle kişilik hakları ihlâl edilen taraf kusurlu olan karşı taraftan manevî tazminat talep edebilir. Davacının kusursuz olması gerekir.

DİKKAT: Maddî tazminat davasında davacının daha az kusurlu olması mümkün olduğu hâlde manevî tazminat davasında böyle bir durum söz konusu değildir. Yani manevî tazminat davasında davacının kusursuz olması gerekir.

Yoksulluk Nafakası

Boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek olan taraf, kusuru daha ağır olmamak koşulu ile karşı taraftan nafaka talep edebilir. Nafaka yükümlüsünün kusurlu olması aranmaz. Sonuç şu: kusursuz eşten diğer eş nafaka talep edebilir. Ancak bu durumda talep edenin de kusursuz olması gerekir.

«« Maddî tazminat ve yoksulluk nafakasının toptan veya irat biçiminde ödenmesine karar verilebilir. Manevî tazminatın ise irat biçiminde ödenmesine karar verilemez. Manevî tazminat sadece toptan şekilde olabilir. Şayet yoksulluk nafakası ile maddî tazminatın irat biçiminde ödenmesine karar verilmişse,  malî durumların değişmesi ve hakkaniyet gerektirdiği hâllerde iradın arttırılması veya azaltılmasına karar verilebilir (Nafaka arttırılması/eksiltilmesi davası). Ayrıca,  nafaka alacaklısı evlenirse,  haysiyetsiz hayat sürerse, evlilik dışı fiilî olarak birlikte yaşarsa irat şeklinde ödenmesine karar verilen nafaka kesilir.

Tedbir Nafakası

Boşanma davası açıldığı andan itibaren, dava sonuçlanıncaya kadar ödenen nafakaya denir. Dava süresince ödenir ve bazen bu nafaka daha sonra yoksulluk nafakasına dönüşür.

İştirak Nafakası

Müşterek çocukların bakımı, eğitim ve diğer giderlerinin karşılanması amacıyla velayetin kendisine verilmediği eş tarafından ödenmesi gereken nafakadır. Zira eşler daha sonra da inceleyeceğimiz gibi çocuklarının bakımına ortak olarak katılmak zorundadırlar.

Ölüme Bağlı Tasarrufların Hükümsüz Hâle Gelmesi

Boşanan eşler bu sıfatla birbirlerinin yasal mirasçısı olamazlar. Ayrıca, aksi tasarruftan anlaşılmadıkça boşanmadan önceki ölüme bağlı tasarruflarla elde ettikleri hakları da kaybederler.

Örneğin, adam karısı lehine bir ölüme bağlı tasarruf (ÖBT) düzenlemiş ve O’na birtakım değerler kazandırmış. Boşanma gerçekleştiği anda bu ÖBT geçersiz hâle gelir. Zira O kişi adam için karısı olması nedeniyle bir anlam ifade ediyordu. Bu ilişki de bittiği zaman anlam da biter.

  • YENİ HÜKÜM: Boşanma davası devam ederken ölen eşin mirasçılarından birisinin  davaya devam etmesi ve diğer eşin kusurunun ispatlanması hâlinde de davalı mirasçı olamaz ve ölüme bağlı tasarruftan yararlanamaz (MK m. 181/II).
Mal Rejiminin Tasfiyesi

Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı olduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır.

Zamanaşımı

Evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesi üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Nafaka davalarında yetkili mahkeme, nafaka alacaklısının yerleşim yeri mahkemesidir.

  1. Kişisel Sonuçlar
  2. Kişisel Durumların Değişmesi Veya Korunması
  3. Evlilik Birliğinin Sona Ermesi
  4. Yeniden Evlenme İmkânının Doğması
  5. Kadın Hakkında Bekleme Süresi
  6. Zamanaşımının İşlemeye Başlaması
  7. Mirasçılık Sıfatının Kaybedilmesi
  • Müşterek çocuk ve veya çocukların velayeti somut olayın koşullarına göre eşlerden birine Çocuğun diğer eşle ilişkisi tespit edilir.
  • Bayanın soyadı, boşanma ile kızlık soyadına dönüşür. Ancak, boşandığı kocasının soyadını taşımasında haklı bir menfaati varsa ve bu durum kocaya zarar vermiyorsa kocasının soyadını kullanmaya devam edebilir. Bu hâlde kocanın rızasını almaya gerek
  • Kadın, evlenme töreni sırasında resmî memura veya daha  sonra Nüfusa yapacağı müracaat    ile kocanın soyadının önünde kızlık soyadını

BOŞANMADA YARGILAMA USULÜ

Aile hukuku toplumun genel menfaati açısında önemli bir kurum olduğu için kendine has bazı özellikleri bünyesinde barındırır. Bu bağlamda, boşanmada yargılama, aşağıdaki kurallar saklı kalmak üzere HUMK’a tâbidir:

  1. Hâkim, boşanma veya ayrılık davasının dayandığı olguların varlığına vicdanen kanaat getirmedikçe, bunları ispatlanmış sayılmaz.
  2. Hâkim, bu olgular hakkında gerek re’sen, gerek istem üzerine taraflara yemin öneremez. Boşanma davalarında diğer davalarda söz konusu olabilen yemin kanıtına yer yoktur.
  3. Tarafların bu konudaki her türlü ikrarları hâkimi bağlamaz.

Bu hükümle tarafların önceden anlaşmak suretiyle boşanmalarına engel olmak istenmiştir. Örneğin, taraflar önceden anlaşmış ve davalı koca mahkemede zina yaptığını ikrar ediyor ancak böyle bir şey gerçekte yok. Bu durumda hâkim, bu ikrarla bağlı olarak boşanmaya karar vermek zorunda değildir.

Ancak, MK m. 166/III hükmüyle eşlerin anlaşması boşanma sebebi olduğundan bu şekilde açılan anlaşmalı boşanma davalarında tarafların ikrarının hâkimi bağlamayacağına ilişkin bu kural uygulanmayacaktır.

  1. Hâkim, kanıtları serbestçe takdir eder.
  2. Boşanma veya ayrılığın fer’i sonuçlarına ilişkin anlaşmalar, hâkim tarafından onaylanmadıkça geçerli olmaz.

Kural, boşanma veya ayrılığın fer’i sonuçlarının boşanma kararı verilirken hâkim tarafından belirlenmesidir. Ancak, tarafların da aralarında yapacakları anlaşma ile boşanmanın fer’i (yan) sonuçlarını belirlemeleri mümkündür. Taraflar, sözleşmeyi mahkemeye sunarlar. Sözleşmenin geçerlik kazanabilmesi, hâkim tarafından onaylanmasına bağlıdır. Onaylayıp onaylamama konusunda hâkimin geniş takdir yetkisi vardır.

  • Bu anlaşmaların hukukî sonuç doğurabilmesi için mutlaka boşanma davasının yargılanması sırasında yapılmış olması ve boşanma kararının hüküm fıkrasında gösterilmek suretiyle infaz olanağı sağlayan mahkeme hükmü hâline dönüşmesi gerekir.

Hâkim, taraflardan birinin istemi üzerine duruşmanın gizli yapılmasına karar verebilir.

Yeni bir hükümdür. Bildiğiniz gibi yargılama süreci genel olarak halka açık olarak yapılır

Hâkimin Vicdanen Kanaat Getirmesi

Hâkim, davacı eşin ileri sürdüğü olguların veya olayların gerçekten mevcut olduğuna vicdanen kanaat getirmezse, bunlar ispat edilmiş olsalar bile davayı reddedebilecektir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta şu; hüküm, hâkimi mutlak bir serbesti içine sokmamakla birlikte vicdanen kani olmadığı kanıtlara bağlı kalmak zorunluluğundan kurtarmıştır.

Yorum Yazın